Çocukları Duyabilmek
Geçenlerde bir habere rastladım. Daha önce üzerine düşündüğüm bir konuyu ele aldığı için dikkatle takip ettim. Haber günümüz yetişkinlerinin sosyal yaşamda birbirlerine karşı tahammül düzeyinin çok düştüğünü ve buna bağlı olarak da iletişim problemlerinin ortaya çıktığını konu alıyordu. Haberin devamı yetişkinlerin çekirdek ailesi dışında vakit geçirdiği kişilere karşı iş ve arkadaş ortamında daha hassas olmada özenli iken eşi veya çocuklarına karşı bu hassasiyeti göstermede yeterli olamadığını vurguluyordu. Belki de yetişkin, bu eyleme yönelirken aile içinde daha rahat ve kontrolsüz iken iş ve arkadaş ortamında ise daha hassas hareket etme eğiliminde olduğunu düşünüyor. Ebeveynlerin topyekun iş gücüne katılımının artmasıyla iş hayatının stresli ve yorucu temposu şüphesiz aile içi iletişim ve etkileşimi, anne-baba çocuk üçgeninde ilişkileri de etkiledi. Yazının başında tahammül düzeyi demiştim. Bu tabloda yetişkinleri hataya sürükleyen durumlar olabilir elbette…
Aslında çocuğun olduğu her yerde her dönemde bu durum vardı ve var olacak. Ancak günümüzde özellikle geçmişe kıyasla iş gücüne dahil olan ebeveyn sayısında artış olduğu düşünülürse bu koşullarda çocuklarla doğru iletişimi kurabilme üzerine durup düşünmek gerekiyor.
Çevremde olup biten gelişmeleri takip ederken özellikle çocukların olduğu ortamlarda ebeveynlerin çocuklarla iletişimi ister istemez dikkatimi çekiyor. Ancak bu dikkat bir gözetleme şeklinde olmuyor. Bir anne veya baba çocuğuna hakaret ettiğinde o kelime istemsiz bir şekilde kulağıma takılıyor. Bir alışveriş merkezinde, bir markette veya bir başka yerde… Kendi işimle meşgulken o kelime birden kulağıma ilişiveriyor. Hayıflanıyorum içimden. Şimdi hocam annesi babası çocuğa yaptığı şey için kızmasın mı? Tepkisini belli etmesin mi diyeniniz olacaktır. Elbette tepki belli edilecek ama bunun çözümü hakaret ile mümkün olmayacak elbette.
Bir örnekle ilişkilendireyim. Çocukların fotoğrafları izinsiz çekilemez, anne babanın rızası olmadan yayınlanamaz. Hatta bu düşüncenin bir tık ötesi daha var. Anne baba istese dahi çocuk istemediği takdirde bu çekim yapılamaz. Buna gerekçe olarak da çocuk gelecekte istemediği bir görüntü ile karşılaşmak istemez. Bakınız bu düşüncenin altında yatan gerekçe çocuğa saygı ilkesidir. Bir yetişkinle iletişim kurarken iş ve arkadaş ortamında kelimeleri seçerek konuşuyorsanız, çocuğa karşı bu çok daha özenli olmalıdır. Çünkü kurulan cümleler her çocuğun duygu ve düşünce dünyasında ve benlik algısında olumlu izler bırakabileceği gibi derin yaralar da açabilir. Olumlu bir cümle çocuğun gelecekteki tüm davranışlarını değiştirebilecek güce sahip olabilir. Bu çoğunlukla çocuklukta geçerli olabilecek bir durum olarak ortaya çıkabilir.
O halde tüm anne- baba ve öğretmenlerin tıpkı yetişkinlerle kurduğu iletişimde olduğu gibi hassas olması gerekir. Ayrıca yetişkinlerin, cümlelerin çocuk zihninde bu denli etkili ve güçlü olduğu dönemde de çocukları duyabilmeyi ve cümlelerin gücünü keşfetmesini öğrenmesi gerekir diyebiliriz.