Dijital Çağda Çocuğun Can Sıkıntısını Yönetmek






Dijital Çağda Çocuğun Can Sıkıntısını Yönetmek



..Canım sıkıldı... Şimdi ne yapacağım? Sırada ne var? Peki ya sonra?... Ardı arkası kesilmeyen bu sorulara anne ve babaların hatta eğitimcilerin aşina olduğunu hisseder gibiyim. Sebebi mi? Tabiki can sıkıntısı...

Dikkat ediyorum da proje çocuk olarak atfedilen yani her anı ebeveyni tarafından çeşitli aktivitelerle dolup taşırılan çocukların sayısı gün geçtikçe artıyor. Atölyeler, kurslar, dersler; üzerine okulda geçirilen bir tam gün... Bunları düşündüğümde çocukların yoğun bir tempoda günleri ve haftaları kovaladığı kanaatindeyim. Aslına bakılırsa çocuğun sosyal, duygusal ve akademik gelişimi düşünüldüğünde bu çalışmaların yapılış amacı tatmin edici gözüküyor. Ancak kararında olmadığında çocuklar rüzgarın hırpaladığı ağaç dalları gibi sallanıyor ve yorgun düşüyor.  Kararında yapılan çalışmaların ise çocuğun gelişim evrelerine katkı sağlamasının yanı sıra çocuğun iyi olma haline yani ruhen ve bedenen dingin hissetmesine de imkan tanıdığı düşüncesindeyim. Peki can sıkıntısı çocuğun iyi olma haline etki eder mi? Evet. Nasıl mı?

Şimdi bu soruya yanıt arayalım...

Kuşaklar üzerinden örnek vereceğim. Şu an ki ebeveynlerin ağırlıklı olarak Y ve Z kuşaklarından oluştuğunu düşünürsek kendi çocukluğumuza dönelim. Hangimizin önüne canımız sıkılmasın diye sürekli bir şey koyuluyordu? Hangimizin böyle bir ‘’hayati’’ ihtiyacı vardı. Ama hocam şu an ki zamanla geçmiş zaman bir mi şu anda daha fazla uyaran var hem de şu an ki çocuklar teknoloji ile doğan çocuklar dediğinizi duyar gibiyim. Size çok çarpıcı bir bilgi vereyim. Teknoloji devlerinin kurucularının kendi çocukları bu cihazların esiri değil. Çok ilginç değil mi?

Peki onların çocukları bu devrin çocukları değil mi? Evet tabiki bu devire ait, ama farkları eğlenmek için farklı alternatifleri de  olmaları.

Bu örneği verme sebebim, en sık yapılan hatanın önüne ket vurma düşüncemden geliyor. Yaşı kaç olursa olsun canı sıkılan çocuğun eline tablet vererek kontrolsüzce kullanımı teşvik etmek, çocuğun canı sıkılmasın (!) diye çocuğa zarar vermek pek akıllıca değil. Burası çok çarpıcı. Çocuklarda beyin gelişiminin %80’i  0-3 yaş aralığında tamamlanır. Bu dönemde bırakın eline tablet vermeyi televizyon ışığına dahi maruz bırakmak çok tehlikeli.

Biraz geçmişe gidelim. İcatları düşünelim. Bu buluşların mucitlerini akla getirelim. Her yeni bir buluş yeni bir ihtiyaçtan ortaya çıkar. Kanımca bu mucitlerin canı sıkılıyor olsa gerek ki var olanla yetinmeyip ilgi duyduğu alanda daha iyisini ortaya koymak adına okumayı, araştırma yapmayı yeğlemişler. O halde can sıkıntısı pek de kötü bir şey değil, ne dersiniz? O halde can sıkıntısının panzehirinden birisi de okumak ve araştırma yapmak diyebiliriz. Çocuklara  kazandırılabilecek en değerli şeylerden birisi bu. Bir de baktınız ki bu alışkanlık sayesinde gelecekte ünlü bir edebiyatçı veya ünlü bir yazar ortaya çıkıverdi, neden olmasın.

Canı sıkılan çocuk çizimler yapabilir, bu alanda kendini geliştirebilir; gelecekte ünlü bir ressam olabilir. Canı sıkılan çocuklar bir spor dalı ile ilgilenebilir, müzik ile ilgilenebilir bu alanlarda sivrilir ve gelecekte önemli bir isim oluverir.

Yetişkinlerin ‘’çocuğumun canı sıkılıyor’’ şeklinde paniğe kapılmaması gerektiğini düşünüyorum. Önemli olan çocuğa zamanı doğru şekilde kullanmada rehberlik etmek ve ilgi duyduğu alanlarda gelişimine katkı sağlamaktır.

Bu arada sırf çocuk can sıkıntısını yensin diye maymun iştahlı olmamakta da fayda var. Bunu yapayım olmadı, bunu yapayım. Bu da olsun şu da olsun. Hadi baban da bunu istiyor bunu da ekleyelim. Bu çok yorucu, anlamsız ve çocuğun ilgi duyduğu alanı keşfetmesine engel olan, dolayısıyla seçtiği alanda da gelişimini engelleyen bir tutum. Buna da dikkat etmek gerekiyor.

Özetle efendim, çocuğun can sıkıntısını dert etmemeli.

Canı sıkılmayan çocuklar ortaya çıkarmayı dert etmeli derim.

Tolga

Yazıcı