Beyefendi Olmak Öğretilebilir Mİ?






Beyefendi Olmak Öğretilebilir Mİ?



Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada dolaşırken yazar Orhan Toker'in gündeme getirdiği bence çok önemli olan bir konu ile karşılaştım. Amerika’da bir okul küçük yaştan itibaren erkek çocuklarına birer beyefendi olma yolunda bazı temel değerleri kazandırmayı amaçlayan eğitimler veriyor. Çocuklara kazandırmayı amaçladığı bu değerler 8 başlıkta sıralanıyor. Bunlar: Bilim, Dürüstlük, Nezaket, Hoşgörü, Özgecilik, Sportmenlik, Sorumluluk ve Öz Disiplin. Bu değerleri kazandırmayı amaçlayan okul müdürü haberin devamında şu ifadeleri kullanmış: ''Bir çocuğun erkek olması yeterli değil. Onun bir beyefendi olmasını istiyoruz. Bir beyefendi arkadaşlarını eğlendirmek için sahte osuruk sesleri çıkarmaz. Bir beyefendi kızları veya kadınları taciz etmez. Bir beyefendi bir kız konuşurken sözünü kesmez. Bir beyefendi zayıf veya popüler olmayan birini zorbalara karşı savunur. Bir beyefendi, bir kız veya kadın odaya girdiğinde ayağa kalkar.'' İfadesinin devamında da günümüz çocuklarının bu şeyleri bilmediğini ama öğrenebileceklerini iddia ediyor. Bu davranışları hiçbir erkeğin tek başına öğrenemeyeceğini, okulun ise bu becerileri kazandırabilecek bir erkek topluluğu oluşturabileceğini savunuyor.

Yukarıda geçen ifadeler karşılaştığım haberden alıntıladığım ve benim de bir öğretmen olarak üzerinde kafa yorduğum bir konu. Her geçen gün okullarda zorbalık ve şiddet haberlerinin artarak devam ettiğini endişeyle ve üzüntüyle takip etmekteyim. Bırakın öğrencinin öğrenciye yaklaşımını öğretmenler de kontrolü kaybetmiş öğrenci profilleri ile karşılaşıyor.

Günümüzdeki sosyal yaşam, kadınların iş gücüne katılımı ve eskiye nazaran küçülen aileler düşünüldüğünde çocukların evrensel ahlaki, insani ve vicdani değerleri yaparak yaşayarak görecekleri, öğrenecekleri fırsatları ve imkanları sınırladı. Eskiden anneanneler, babaanneler, komşular, dedeler, akrabalar arasında büyüyen çocukların bu değerleri çeşitli fırsatlar bularak daha iyi deneyimlediği ve öğrendiği kanaatindeyim.  

Yukarıda örneğini verdiğim okulda böyle bir ihtiyacın doğuşu birçok  çocuğun artık bu becerileri kazanabilecekleri, öğrenebilecekleri fırsatlarının olmaması yönündedir.

Bu arada cinsiyetçi gibi görünen ifadeler aslında sağlıklı kadın erkek ilişkisi sürdürmeyi olası şiddet ve çatışmayı kısacası toplumsal refahı amaçlıyor. Kadın cinayetleri ve kadına şiddet ülkemizin ne yazık ki kanayan yarası. Bu doğrultuda kız çocuklarına karşı nasıl davranılması gerektiğini yaşantı yoluyla deneyimleyen çocukların gelecekte de suça karışmama ve mutlu bir yaşam sürme ihtimali oldukça yüksek.

Topyekun toplum olarak okulun işlevi üzerine yeniden düşünüp harekete geçtiğimizde okulun sadece akademik başarı üzerine bir beklenti oluşturmamanın önemi ortaya çıkıyor. Ancak şu da unutulmamalıdır ki hiçbir okulun veya öğretmenin elinde sihirli bir değnek bulunmuyor. Okul olumlu davranışın desteklendiği ve pekiştirildiği yerdir. Sana vurana sen de vur oğlum/kızım gibi kültleşmiş ifadelerle, söylemlerin eylemlerle örtüşmediği durumlarla çocukta kalıcı davranış değişikliği gerçekleşmez bir beyefendi ortaya çıkmaz.

Tolga

Yazıcı