Bırakalım Koşanlar Jokeyler Olsun






Bırakalım Koşanlar Jokeyler Olsun



''Çocuktaki Gelecek sloganı, çocuk yetiştirme ilkelerinden uzaklaşarak çocuğu yetiştirme ilkelerini esas alan ebeveyn yaklaşımının panzehri olarak ortaya çıktı. Çocuğun, toplumca kabul görmüş bir kimlikte karşısında olmasını dert edinen ebeveyn, odağını çocuğa özgü yetenek ve potansiyelden uzaklaştırarak belirli kalıplar içerisinde sıkışmış bir formda, adeta bir jokey gibi koşuşturmaca ile geçen bir yolculukta buluyor kendisini…''

Bu alıntı bundan yaklaşık beş yıl önce yazdığım Çocuktaki Gelecek kitabının tanıtım bülteninden alınmış bir ifadeyi içeriyor. Arkaya dönüp baktığımda geçen koca bir beş yıl olmasına karşın günümüzdeki çocukları ve aileleri düşündüğümde değişen pek bir şey olmadığını gözlemliyorum. Enstürman kursları, etüt merkezleri, bilim sanat merkezleri, amansız atölyeler… Çocukların nefes alacak zamanları kalmıyor. Peki doğru mu yapılıyor? Elbette hocam, daha ne olsun. Çocuğumun her alanda kendini geliştirmesini istiyor olmam onun iyiliği için öyle değil mi? Evet tabii yetişkin gözünde öyle. Peki bu durum karşısında çocukların ne düşündüğü ve ne hissettiğini düşünmek için hiç fırsatınız oldu mu? Tüm anne babalar için genelleme yapmak doğru olmasa da çocuk, ebeveynin ''başarı''  beklentisine cevap verebilmek adına büyük efor sarf ediyor. Hatta anne baba gözünde değerinin başarılı olduğunda daha çok artacağı ve daha çok sevileceği yönünde de düşüncelere kapıldığını söyleyebilirim. Yetişkinlerin, çocuğun geleceği adına oluşturduğu bu yüksek beklenti, çocuğun başarısızlığı ile sonuçlandığında çocuk için bir yıkım olabiliyor. Hayal kırıklığı, suçluluk duygusu ve üzüntü ile baş gösteren olumsuz duygular çocukları derinden etkiliyor.

Hayatın bir mücadele olduğu, kazanmanın ve kaybetmenin yaşamın doğasında yer aldığı, yanlışlardan ve kayıplardan güçlenerek ve ders alınarak güçlü bir şekilde ilerlenmesi gerektiğinin her çocuğa öncelikle anne babalar sonra da eğitimciler tarafından aşılanması gerektiğini düşünüyorum. En önemlisi de özellikle küçük yaşlardan itibaren tüm çocukların koşulsuz şartsız sevildiğini (herhangi bir başarı veya başarısızlığın) bu sevgiye olumlu/olumsuz etki edebilecek bir güce sahip olmadığını tüm anne babaların çocuklarına hissettirmesi gerektiğini düşünüyorum. Tüm çocukların psikolojik sağlamlığını güçlendirebilecek en önemli faktörlerden birinin bu aidiyet ve güven duygusu olduğuna inanıyorum.

Çocukların mevcut eğitim sisteminde kendilerine yer edinmesi için bugünden güçlü bir hazırlık yapması gerektiği konusuna bir itirazım yok. Ama bu yoğun akademik program içerisine ‘’çocuğun onayı doğrultusunda’’ çeşitli sanatsal ve sportif faaliyetlerin eklenmesinin de es geçilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Çocukların kendini ifade edebilecekleri, rahatlayabilecekleri sanatsal ve sportif faaliyetler olmalı ama bu sadece anne babanın onayına da bırakılmamalıdır. Hiçbir çocuk zorla dinlenmez ve rahatlamaz.

Yazıyı giriş bölümünde paylaştığım alıntıya bir atıfta bulunarak noktalamak istiyorum.

Sevgili anneler, babalar; çocuk yetiştirme ilkelerinden uzaklaşmadan ve belirli kalıplar içerisine sıkışmadan yetişsin çocuklar onların sesine kulak vermekten asla geri durmayalım, bırakalım koşanlar yine jokeyler olsun…

Tolga

Yazıcı